Chiropractic
Sinirleriniz ne kadar güçlüyse, o kadar sağlıklısınız. Ne kadar sağlıklıysanız o kadar başarılısınız…
Chiropractic işte bunu sağlıyor. Chiro ‘‘el” demek, practic ise ‘‘Praktikos”dan geliyor ve uygulama anlamını taşıyor. Yani
el ile yapılan uygulama şeklinde tanımlayabiliriz, Chiropractic’i. Amacı; ‘‘Omuriliği düzenlemek.” Hem mekanik hem de psişik açıdan bedeni ayarlamaya, düzenlemeye yönelik bir tedavi yöntemi. Şimdi Türkiye’de…
Beyinden çıkan sinirlerin tümü omurgadan geçiyor ve tüm organlara, bedene buradan dağılıyor. Sinirler, organlarımızla beynimiz arasında iletişimi sağlayan hayati bir ulaşım aracı. Ciddi bir vasıta. Omurga ise bu vasıtanın ulaşımını sağlayan en önemli yol.
Başımızı bedenimizin üzerinde dik bir biçimde tutan boyun, sonra sırt, bel ve kuyruk sokumuna kadar uzanan omurgayı bir anayol olarak düşünebilirsiniz… Tıpkı şehri bir uçtan diğer uca geçen büyük bir yol gibi… Ve bu yola şehrin çeşitli semtlerine dağılan küçük yollar bağlanır. Sinirleri de bu yol üzerinde giden arabalara benzetebilirsiniz.
Şimdi bu yol üzerinde meydana gelen en küçük bir bozukluk dahi hızla gelmekte olan arabalar için ciddi bir tehlike oluşturur. Bozulmuş, çökmüş bir yolda arabalar nasıl ilerleyemezse sinirler de omurilikte ilerleyemez, ulaşmaları gereken organları gidip uyaramazlar. Ve tabii varacakları yere gidemezler. Taa ki, yol onarılıncaya kadar…
İşte sağlık sorunlarının büyük bir bölümü, sinirlerin rahatça dolaşamaması sonucu ortaya çıkar. Şayet sinirlerin güzergahı olan omurgada gerekli düzeltmeler yapılıp yani yolun onarılmasıyla olması gerektiği hale getirilirse beden yeniden sağlığına kavuşur.
Chiropractic (Omuriliğin düzenlemesi için elle yapılan tedavi), omurganın sağlıklı, güçlü kısaca olması gereken biçimini almasını sağlayan bir yöntem… Böylece omurilikten sinirlerin geçişini kolaylaştırıp bedenin sahip olduğu potansiyeli tam olarak kullanabilmesine yardımcı oluyor.
İLK HASTA İLK TEDAVİ
Bundan tam 100 yıl önce Daniel David Palmer, omurga ile sinirler arasındaki hayati bağlantıyı tuhaf bir tesadüf sonucu keşfediyor: Ofisinin bulunduğu binanın kapıcısı olan Harvey Lillard, on yedi yıldır sağır olduğunu söyler. Bunun üzerine Palmer, sağırlığın nasıl başladığını sorar. Lillard, kulaklarının sırtını büktüğü zaman çıkan ‘‘kırt” sesinden sonra duymadığını belirtir. Bu açıklama Palmer’ın dikkatini çeker ve masaya uzanmasını ister.
Sırt üstü masaya uzanan Lillard’ın sırtında ellerini dolaştırır. Ve omurganın üzerinde bulunan bir tümsek olduğunu fark eder. Bunun üzerine hastayı tedavi edebileceğini anlar ve önceden öğrenmiş olduğu manyetik şifa yöntemini de kullanarak elleriyle uyguladığı özel hareketlerle omurganın üzerine baskı yaparak tümseği düzeltir. Yöntemi omurgayı yeniden ayarlamıştır. Bu işlemden sonra Lillard duymaya başlar. Böylece ‘‘Omurilik düzeni” olarak tanımlanan chiropractic yöntemini ilk kez uygulamış olur.
Migren tedavisinde de kullanılıyor
Chiropractic yönteminin Türkiye’de ilk ve tek uygulayacısı olan Dr. Ayşegül Öztürk, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1990’da mezun olduktan hemen sonra Amerika’ya gitti. Auistin’de, International Academy of Clinical’da akupunktur eğitimi aldı. Bununla da yetinmeyip Arkansas’da Bio enerji tekniğini öğrendi ve buradan da diploma aldı. Katıldığı bir dizi seminerin (Amerika’nın çeşitli şehirlerinde 30 seminer verdi), sempozyumların yanısıra Depak Chopra’nın çalışmalarına yardımcı olarak katıldı. Ayrıca, gittiği Chiropractic okulunda, okul başkanının asistanlığını ve bir yıl da öğretim üyeliği yaptı. Öztürk, bu arada World Congress of Women Chiropractors’ün (Dünya Kadın Chiropractörler Birliği) üyesi. Ayrıca, Dünya Chiropractic Federasyonu üyesi. Şimdi ise Üsküdar’da henüz açtığı ofisinde hastalarına yardımcı olmaya çalışıyor. Belli bir hastalık üzerinde uzmanlaşmak yerine bedeni bir bütün olarak değerlendirdiğini ve böylece daha fazla yardımcı olabileceğini belirtiyor. Vücudun direncini yükseltmeye yönelik farklı bir teknik de uyguladığını söylüyor. Fakat, yine de özellikle migren tedavisinde kesin başarılı olduğunu da ilave etmeden yapamıyor…
Chiropractic nedir Bedene ince ayar
Kelime anlamı: Chiro ‘‘el” demek, practic ise ‘‘Praktikos”dan geliyor ve uygulama anlamını taşıyor. Yani el ile yapılan uygulama şeklinde tanımlayabiliriz. Bu uygulamanın amacı; ‘‘Omuriliği düzenlemek.” Chiropractic, hem mekanik hem de psişik açıdan bedeni ayarlamaya, düzenlemeye yönelik bir tedavi yöntemi.
Chiropractic sadece mekanik olarak uygulandığı zaman da kişinin iyileşmesine yardımcı oluyor. Omurgayı, dolayısıyla omuriliği rahatlattığı için sinirlerin geçişini kolaylaştırarak hastanın sağlığına kavuşmasını sağlıyor. Tabii buna bir de psişik yöntemi ilave ettiğiniz zaman bedene daha ince bir ayar yapmış, yeniden düzenlemiş oluyorsunuz. Yani kişinin kendisini iyileştirme gücünü de harekete geçiriyorsunuz. Kısaca sahip olduğunuz potansiyeli tam olarak kullanabilecek hale geliyorsunuz.
nerede, nasıl uygulanıyor
Chiropractic, ameliyat gerektirmeyen ve enfeksiyondan kaynaklanmayan hastalıkların tedavisinde uygulanıyor.
Özellikle de eklem ve yumuşak dokular üzerinde son derece başarılı sonuçlar alınıyor. Baş ağrıları, migren, her türlü sırt, bel kısaca omurgaya bağlı ağrılar, fıtık, ameliyat sonrası ortaya çıkan ağrılar… Duruş bozukluğu sonucu oluşan sorunlar…
Uzmanlar, belli bir biçimde sürekli durmanın omurgayı etkilediğini ve ağrılara neden olduğunu iddia ediyorlar.
Başınızın duruşundan kolunuzun ya da bacağınızın aldığı poza kadar bedeninizin duruşu omurgayı etkiliyor. Örneğin, devamlı sağ bacağını sol bacağının üzerine atan kişide sağ kalça hafif geriye ve aşağı iner. Sol kalça ise öne ve yukarı doğru çıkar. Bunun sonucunda sağ bel bölgesindeki kaslar bütün olarak kasılır, böylece duruşa adapte olur. Devamlı bu biçimde oturursanız zamanla ağrılar başlar.
Devamlı oturarak çalışan kişilerin öncelikle oturuşlarına dikkat etmeleri, dik ve rahat bir biçimde oturmalarını tavsiye ediyorlar. Ayrıca, yarım saat oturduktan sonra kalkıp kısa bir dolaşmadan sonra oturmaya devam etmenin omurganın sağlığı açısından yararlı olduğunu söylüyorlar. Bedenin duruşunda ağırlık merkezi çok önemli. Hatta sırf duruş bozukluklarını inceleyen özel bir araştırma var. Fakat, bu alan şimdi konumuzun dışında…
YÜZ YILLIK OKUL
Bu olay Palmer’ın kafasında yepyeni ve parlak bir fikir oluşturur. Omurganın organlarla bir bağlantısı vardır ve kendisinin bunu çözebileceğini anlamıştır. Hemen çalışmalara başlar.
Hangi omurun hangi organı etkilediğini tesbit etmeye çalışır. Omurilikle sinirler arasında bir bağlantı olduğu teorisini geliştirir. Vücudun gerçekten sağlıklı olabilmesinin omuriliğe bağlı olduğunu anlar. Ve omurga üzerindeki çalışmalarını derinleştirir. Röntgen cihazını uygulamaya başlar. Ve o güne kadar yaptığı çalışmaları röntgen cihazının sonuçlarıyla birleştirir. Bundan 100 yıl öncesi için hayli ileri bilgiler edinmiştir. Fakat, bununla yetinmeyip dünyayı dolaşmaya çıkar. Oğluyla birlikte dünyayı tam dört kez dolaşır ve farklı kültürlerin uyguladığı şifa yöntemlerini inceler. Ve tam 100 yıl önce okul açıp öğrendiği bilgileri öğretmeye karar verir. 1902-1907 yılları arasında 15 kişiye diploma verir. Öğrencilerin arasında daha sonra okulu çok daha ciddi hale getirecek olan oğlu Bartlett Joshua Palmer da vardır.
İclal Aydın’la Haftada Bir
Beni baştan yaratan ekip
İclal Aydın beş yıl aradan sonra ekranlara “İclal Aydın’la Haftada Bir” isimli programla döndü. Eskisinden daha fit ve parlayan yeni görüntüsüyle herkesi şaşırtan İclal Aydın’a herkes uzun zamandır “Sana ne oldu?” diye soruyordu. İclal Aydın “işin sırrı takım çalışmasında” deyip anlattı. İşte İclal Aydın’ın kaleminden, onu yenileyen takım ve yenilenme serüveni…
Bana çok sık sorulan bir soru oldu artık bu: “Sana ne oldu?” Bir şey olmadı aslında. Berlin’den döndükten sonraki 13 yıllık süreci kapadım ve yeni bir ben, yeni bir stil yaratmaya karar verdim. Ekrandaki duruşum, aldığım roller yaşımın çok üzerinde ve gerçek beni yansıtmayan, sakin bir kadına aitti sanki… Bu da hep aynı roller, aynı imaj üzerinden teklifler gelmesine sebep oluyordu. Ya bir kez daha benzer bir rolü kabul edecek ya da biraz ara verip yepyeni bir görünümle ortaya çıkacaktım. İkincisini tercih ettim. Çok dikkatli yaşadığım, çok spor yaptığım, çok uyuduğum, titizlikle doktor randevularımı takip ettiğim 6 ayın sonuna 11 kilo vermiş, saç biçiminden cildine dek yenilenmiş biri olarak yeni bir görünümle ortaya çıktım… Tolere edemediğiniz gıdaları öğrenmek, karar vermek, disipline olmak çok önemli. İşte çok merak edilen takımım. Hadi hepinize kolay gelsin…
Dr. Ayşegül Öztürk
Hayatımı değiştiren kadın
Hayatımı Dr. Ayşegül Öztürk ile tanışmak değiştirdi diyebilirim. Ondan aldığım alternatif tıp desteği sayesinde medya içindeki yıpratıcı etkilerden, özel yaşamın iniş çıkışlarından, günlük hayatın stresinden çok daha iyi koruyabiliyorum kendimi. Beni bana önemsetti. Asistanları Nilgün ve Menekşe Hanımları unutmamak gerek… Gerçekten artık ayda bir rutinine oturmuş olan seanslarımızdan sonra uzun ve deliksiz bir uyku çekiyor, ertesi güne ve haftalara daha huzurlu uyanıyorum. Müthiş bir arınma ve iyileşme yaşadım. İletişim: (0216) 324 90 13
Dr. Yasemin Bradley
Kilo verdikçe övgü aldım
Gazetemizin en çok takip edilen yazarlarından biri olan ünlü doktor, 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden sonra İngiltere’de Avrupa’nın en önemli alternatif terapi okulu ITEC’te “Beslenme ve Diyet” üzerine diploma aldı. Dr. Yasemin Bradley doğum sonrası kilolarımı vermemde de destek olmuştu. Bu kez de arkadaşlığını ve koçluğunu eksik etmedi. İmupro 100 plus testi sonuçlarına uygun besinlerden bir program hazırlardı. Kilo veremediğim haftalarda keyfimizi bozmadık. Bir sonraki hafta beklediğinin üzerinde bir kilo kaybı olunca övgüde hayli cömert davranarak beni çok iyi motive etti. İletişim: (0212) 322 11 28
Dr. Semih Gök
Egzersiz programımı belirledi
Dr. Semih Gök çok eski bir arkadaşımdır. Saçlarımın rengi, kesimi, uzunluğu ve daha birçok konudaki önerilerinin şahane sonuçlarını gördükçe sözünden çıkmaz oldum. Sürekli yurtdışındadır ve cildi, yüzü gençleştiren, genç tutan müthiş yöntemleri vardır. Spor hocamın adını yazmayacağım. Çünkü devam ettiğim spor salonundaki antrenörün beni yanlış çalıştırdığını fark eden ve biçimlenerek daralmak için ağırlığın değil egzersiz sayısının önemi olduğunu bana anlatan yine Dr. Semih oldu. Haftanın beş günü sabahları 1 saat 45 dakika salonda aletli çalışırken haftanın dört gecesi bir saatlik yürüyüşler yaptım. İletişim: (0216) 464 79 19
Opr. Dr. Ziya Şaylan
Dolgu maddelerine karşı
Opr. Dr. Ziya Şaylan bir süre önce Almanya’dan tersine beyin göçüyle ülkemize döndü. Dolgu maddelerinin zararları üzerine yaptığı yayınlar nedeni ile FDA’ye davet edilen Dr. Ziya Şaylan bazı dolgu maddelerinin Amerika’da kısıtlı olarak kullanılmasına ve hatta yasaklanmasına ön ayak olmuştu. İzel’in yüzüyle ilgili tedavi çalışması sebebiyle büyük övgüyle basında yer almıştı en son. Yüzümdeki sivilce ve güneş lekelerini lazerle tedavi ederken aynı zamanda şahane bir yenilenme de sağlıyor. Sonuçtan çok ama çok memnunum.
Hatırladıklarım Ve Hatırlamadıklarım
LCAY AKKENT 1995 YILINDA YAZMAYA BAŞLADIĞI ANILARINI ANCAK BİTİRMİŞ. “ÇÜNKÜ HER AN YENİ BİR ŞEY HATIRLIYORDUM VE BU NEDENLE SON NOKTAYI BİR TÜRLÜ KOYAMIYORDUM” DİYOR.
6 Nisan 2010 Salı
28.2 NERDEN ÇIKTI ŞİMDİ BU KALÇA AMELİYATI?
Sağ kalçama protez yapılacaktı.
Hastaneye yattığım günün gecesinde bir hasta öldü.
Emboli’den.
Ertesi sabah ameliyat olacaktım.
O gece de bir hasta öldü.
Emboli’den.
***
Ameliyatımı Memorial’da yapacağını söyleyen doktor, beş risk saymıştı. Mikrop kapma, enfeksiyon, emboli, vücudun protezi reddetmesi, protezin yerinden oynaması.
Aynı sabepten ameliyat olan bir dostuma bu beş riski söylediğimde, “siz çok şanslısınız bana bunlar hiç söylenmedi” demişti.
Yani o başına gelecekleri bilmeden ameliyat olmuştu, ben bile bile olacaktım.
***
Son gece merakımdan dosyama baktım. Birden beşe kadar risk halkaları vardı. Üçüncü halkanın etrafı çizilmişti.
Risk, kalbimden geliyordu.
***
Hayret ! hala hastanedeydim.
Neden kaçmıyordum ?
Niçin vaz geçtim demiyordum ?
Aksine çok sakindim.
Hatta o gece uyudum bile.
Bunu çok sonra şöyle açıkladım kendime.
Çünkü ben iyi olacaktım.
***
Sabah bir adam geldi.
O adamı tanıyordum.
Hastaları ameliyata götürüp getiriyordu.
Sedye yüksekti.
Kendim çıkamadım.
Galiba birileri bana yardım etti.
Anneannemden öğrendiğim
ve her gece uyumadan önce okuduğum
duaları düşündüm.
Sadece düşündüm.
Okuyamadım.
Sonra bir karar aldım.
Ameliyathaneye güler yüzle, neş’eyle girecektim.
Bu bir oyundu ve ben bu oyunu oynayacaktım.
***
Anestezi Uzmanı Dr. Necati Karaoğlu’na, “kalbim size emanet” dedim.
“Yalnız kalbiniz mi ?” dedi.
“Diğerleri hangisi” diye sormadım.
Ne kadar az bilirsem o kadar iyi olur diye düşündüm.
En yakınımdaki genç doktora,
“bitirmem gereken bir işim var” dedim.
Yani o işi bitirmeden ölmek istemiyorum demek istedim.
“Nedir ?” dedi.
“Anılarımı yazdım, düzeltmeleri yapıyorum” dedim.
***
Ortopedi Uzmanı’nı bekliyordum.
Bacağımı da ona emanet edecektim.
Ve, “dikişlerim estetik olsun” diyecektim.
Ama bunu söyleme fırsatım olmadı.
Zannediyordum ki ameliyat ekibi geldikten sonra bayılacaktım.
Halbuki ben bayıldıktan sonra ameliyat ekibi gelecekti.
Zaten söylememe de gerek yokmuş.
Öylesine güzel dikilmişti ki…
Ancak sevgili terzim Halit Kulaçoğlu bu kadar güzel dikebilirdi.
***
1983 yılında ağrılarım artmıştı.
Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’ne gitmiştim. Op. Dr. Bülent Eralp, beni muayene etmiş ve “siz hiç düştünüz mü ?” demişti. “Hayır” demiştim. Sonra hatırlamıştım. 1968 yılında İsviçre’de bir trafik kazası geçirmiştim.
***
Bodrum’da, genç bir Ortopedi Uzmanı, “sizi ancak Balçova kurtarır, onbeş gün gider, iki ay ara verirsiniz. Gene onbeş gün gider, iki ay ara verirsiniz. Bunu hep yaparsınız” dedi.
Algoloji Uzmanı bir doktor ise, “size kaplıca, masaj, güneş yasak” dedi.
Birinin “Evet” dediğine diğeri “Hayır” deyince bir üçüncü uzmana sormamın gerekli olduğunu düşündüm.
Beni Memorial’da ameliyat edeceğini söyleyen doktora sordum. “Biz hastalarımızı özgür bırakıyoruz” dedi.
Yani kendi ipimi kendim çekecektim.
***
İki yıl baston kullandım.
Evde bile.
Zor bir dönemdi.
Nadiren sokağa çıkıyordum.
Belki ayda bir kere.
Emekli maaşımı almak için.
O da taksiyle.
Ayakta duramıyordum, belimin ağrısından.
Yatamıyordum, dizlerimin ağrısından.
Oturamıyordum, kasıklarımın ağrısından.
Gene de yaşama sevincimden hiçbir şey kaybetmedim.
Okuyarak, yazarak, izleyerek geçirdim günlerimi.
***
Bir SSK Hastanesinde ameliyat olmak istiyordum.
Ama hangisinde?
Bir arayış içindeydim.
Sevgili Güray Tekçe, Vakıf Gureba Hastahanesi’nde ameliyat olmuştu.
Ameliyatı yapan doktor için “özel bir insan” demişti.
Çünkü bu doktor bey, SSK emeklilerinin muayenehanesine gelmesini istemiyordu, bir. Ameliyat sonrasında hediye kabul etmiyordu, iki.
Demek böyleleri de vardı.
Ama ben, bunu bile bile, Doç. Dr. Ayhan Nedim Kara’nın muayenehanesine gittim. Çünkü mazeretim vardı. 73 yaşındaydım ve olay 33 yıllıktı. Bu 33 yılı ne kadar kısaltırsam kısaltayım gene de hastanenin kısıtlı saatlerine sığdıramazdım.
Teyzemin torunu sevgili Haluk Erbel beni Florance Nightingel’de ameliyat ettirmek istiyordu. Ben de, “bunca yıl prim ödedim, şimdi sırası geldi, devlet bana baksın” diyordum.
***
Doç. Dr. Ayhan Nedim Kara’ya ameliyat olmaya karar verince ameliyatımın Vakıf Gureba Hastahanesi’nde yapılması şart oldu. Çünkü Dr. Kara o hastahanenin ortopedi uzmanıydı.
Bu hastahane hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Sordum, soruşturdum ve aşağıdaki bilgilere ulaştım :
“1843te İstanbul’da çok sayıda ölüme sebep olan çiçek hastalığı sonucunda sağlık kurumlarının yetersiz kaldığını gören İkinci Mahmûd’un kadın efendilerinden, Birinci Abdülmecîdin annesi Bezm-i Âlem Vâlide Sultan bir hastâne yaptırmak istemiş.
Mekan olarak Çapa ile Vatan Caddesi arasında bulunan, o zamanki adıyla Yenibahçe Çayırı uygun görülerek hastâne yapımına başlanmış. 1845’te hizmete açılmış.
Kuruluşundan iki yıl sonra hazırlanan bir vakıfnâmeyle Bezm-i Âlem Gurebâ-ı Müslimin Hastânesi, garip, elden ayaktan düşmüş, fakir, kimsesiz müslümanlara tahsis edilmiş. Her türlü muâyene ve tedâvi ücretsiz olarak yapılırmış. Çünkü Bezm-i Âlem Vâlide Sultan, hastâneyi ve vakfı kurarken ücretsiz muâyene ve tedâvi şartı koymuş.
Hastânede hekim, cerrah, eczâcı ve diğer işleri yürütecek personel maaşlı olarak çalışıyormuş. Çalışma gece gündüz olup, evli olan hekimler haftada üç gün evlerine gidebiliyorlarmış.
İlk kuruluşunda hastânede 12 koğuş ve 210 yatak varmış. İlk başhekimi Kaymakam Ahmed Bey’miş.
Vakıf Gurebâ Hastânesi, Cumhûriyet döneminde ödenek yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, yönetim yönünden Sıhhat ve Muâvenet-i İctimâiye Vekâleti’ne bağlanmış.
1956 yılında hastânenin yönetimi; Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış.”
Prof. Dr. Türkan Erbengi, vaktile ilaçların bedava verildiğini, parası olmayanlara para yardımı yapıldığını, hatta yemek yedirildiğini anlatır, o günkü koşullardan bugünkü koşullara gelinmesini bir türlü hazmedemezdi. Ben de, “işte fena mı şimdi de SSK’lılara bakıyorlar. Bizler tabii ki ‘gureba’ değiliz ama az gelirli vatandaşlarız” derdim. Fakat Türkan Hoca bir türlü ikna olmaz, sanki suçlu benmişim gibi, hıncını benden alırdı.
***
10 Aralık 2001 günü yattım hastaneye. Sağ kalçama protez ameliyatı yapılacaktı. Bu ameliyatı olabilmem için öncelikle İç Hastalıkları Uzmanı’ndan onay almam gerekiyordu.
Doktor Mustafa Boz, kalbimin durumunu beğenmedi. Beni Kardiyoloji Uzmanı Dr. Tülin Kurt’a havale etti. Dr. Kurt’un yorumu olumluydu ama bir de Anestezi Uzmanı’na görünmem gerekiyordu.
Her ikisinin kararına acaba Mustafa Boz son kez ne diyecekti.
Bu araştırma on gün sürdü.
Her SSK hastanesi bu kadar titiz mi çalışıyor bilmiyorum, ama Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi’nin 2 No.lu Ortopedi Kliniği’nde böyle çalışılıyordu.
Ameliyat olduğum günün gecesinde yoğun bakımda kalmam gerekebilirdi.
Kalbim nedeniyle.
***
Dışarıda kar, buz ve tipi vardı.
Mehmet (Akkent) Ataşehir’den,
Hatice Mualla (Görkey) Üsküdar’dan geleceklerdi.
Aklım onlardaydı.
Haluk (Erbel) Amerika’daydı.
Onun da aklı bendeydi.
***
Çok başarılı bir ameliyat oldu. Yoğun bakıma gerek kalmadı. Doğru yatağıma geldim. Hiç ızdırabım yoktu. Ameliyat yerim hiç ağrımıyordu. Hatta Dr. Kahraman Öztürk’e, “yoksa ben ameliyat olmadım mı” diye sordum.
Her sabah Klinik Şefi Dr. Ayhan bey, ekibi ile geliyor durumumla ilgili bilgiler alıyordu. Dr. Özgür Ortak, sabah – akşam uğruyor neler yapılması lazım geldiğini dosyama yazıyordu. Hemşireler ona göre ilaçlarımı veriyorlar, iğnelerimi yapıyorlardı.
Röntgen cihazı benim bulunduğum kata çıkıyor, yattığım yerde flimlerim çekiliyordu. Pansuman günlerim hiç aksamıyordu.
Bunlar yalnız bana yapılmıyordu.
Herkese yapılıyordu.
Düzen böyle kurulmuştu.
Aksamadan yürüyordu.
Uzman doktor ve asistanların istisnasız hepsi pırıl pırıl insanlardı.
Geleceğin Türkiyesi için bana umut veriyorlardı.
Bir hastaya acilen lazım olduğu için yatağımın altından alınan ve zamansızlıktan yardımcı personel tarafından tekrar yerine konamayan suntayı, Dr. Kamil Çetiner, hiç yüksünmeden, kendi elleriyle yerine koymuştu.
Başhemşire, hemşireler ve yardımcı personel görevlerini hiç aksatmadan yapıyorlardı.
Cumhuriyet Gazetemi her sabah yattığım odanın temizliğini yapan Hasan getiriyordu. Hem de o karlı, buzlu, soğuk günlerde. Ve gazete bayilerinin kapalı olduğu saatlerde.
Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası toplam 28 gün yattım. Ramazan’ın bir kısmını, Şeker Bayramı’nı hastanede geçirdim. Yeni Yılı yatağımda kutladım. Hiç sıkılmadım. Küçücük bir radyom, iki tane de kitabım vardı.
***
Yattığım oda çift kişilik bir odaydı. Çok şanslıydım. Yanımdaki yatağa hep güzel insanlar geldi. İlk yattığım gün Karadenizli bir hanım vardı. Ne yazık ki bir gün bir gece beraber olabildik. Ertesi sabah bana hazırladığı kahvaltı sofrasını hala hatırlarım.
Sonra çok cici genç bir kız geldi. Sadece üç gün kaldı ama dostluğumuz uzun sürdü.
En uzun beraber olduğum hasta, pencerenin camını silerken beşinci kattan düşen, ikinci katın tentesine takıldığı için yere çakılmaktan kurtulan ama kırılmadık da yeri kalmayan iki çocuk annesi genç bir hanımdı. Şengül.
Kendisi Malatyalı, kocası Sıvaslıydı.
Şengül’ün üç ablası vardı. Çok sevecen insanlardı. Özellikle Malatya’dan gelen ablası, benim refakatçimin gelmediği bir günün gecesinde sabaha kadar bana bakmış, her türlü ihtiyacımı karşılamıştı.
***
Haluk, Mehmet ve Hatice Mualla beni hiç yalnız bırakmadılar.
Akrabalarım, arkadaşlarım, dostlarım, komşularım beni her zaman olduğu gibi bu kez de kucakladılar.
Sevgi Dilli hastanede, Dilek Baş evde bana refakat ettiler. Haluk’cuğumun sürücüsü Şadi Doğru benim için çok yoruldu.
***
7 Ocak sabahı Şengül, 8 Ocak sabahı da ben çıktım hastaneden. İkimizi de evlerimize ambülansla gönderdiler.
Altı ay süre ile her ay kontrole gitmem istedi.
Sonra bu iki ayda bire çevrildi.
Çünkü protezimin durumu çok iyi idi.
Röntgenlerimle beraber gidiyordum.
Protezim çok güzel görünüyordu.
Onu seviyordum.
Dr. Ayhan bey de seviyordu.
Çünkü dikkat ediyordum, proteze bir tabloya bakar gibi bakıyordu.
Haklıydı.
Kendi eseriydi.
***
Fizyoterapist Lale Sargın sayesinde yeniden yürümesini öğrendim. Kolay olmadı. 28 günde 8 kilo vermiştim. Ayakta duramıyordum. Ama azmettim.
Kardeşim Hatice Mualla, “benim ablam yapar” diyordu.
Yaptım.
***
Ameliyattan sonra eski sağlığıma kavuştum. Ama sağlığıma kavuştum diye şımarmadım. Her sabah ekzersizlerimi ve Reiki’mi yaptım. Her öğleden sonra bazen bir saat bazen iki saat yürüdüm.
Bu yaptıklarımın hiçbirini, hiçbir gün, hiçbir koşulda ihmal etmedim. Çünkü, en yararlı tedavinin ilaç değil hareket olduğunu artık biliyordum.
Dr. Füsun Doğu, “ağrı dindirici ilaç almayın, vücut kendi kendini tedavi etmesini öğrensin” derdi. Sözünü dinledim. İlacı bıraktım.
***
Bir arkadaşım “öğren” demeseydi, Murathan Mungan adını vermeseydi, Dr. Ayşegül Öztürk elimdeki listeden aynı kişiyi seçmeseydi, ben nereden bilirdim Reiki’nin “ne”, Makbule Çelik’in “kim” olduğunu.
Vahide Adısanlı, “bizim bir arkadaşımız var, onun da sizin gibi sorunları var” demeseydi, ben nasıl tanırdım Güray Tekçe’yi, nasıl bulurdum onun sayesinde Dr. Ayhan Nedim Kara’yı.
Ne kadar çok insana teşekkür borçluyum.
***
Bir teşekkür de Devlet’e.
Büyüklerimiz, “Allah Devlet’e zeval vermesin” derlerdi.
Ben de diyorum.
Vücuda Rot-Balans Ayarı Yapıyorum
Dr. Ayşegül Öztürk vücuttaki fazla enerjiyi boşaltarak kişiyi başta stresten kurtarıyor. Söylenenlere göre “müdavimleri” arasında Rahmi Koç ve Saba Tümer gibi isimler de var
Stres, korkular, hastalıklar, yanlış beslenme, uykusuzluk, doğadan kopukluk, iletişimsizlik, aşırı çalışmak… Bütün bunlar insan vücudunda fazla enerjinin, elektriğin birikmesine ve sistemin çalışmamasına yol açıyor. Vücut kasılıyor, tıkanıyor ve yoğun enerjiden kurtulamadığı için de yaşam kalitesi düşüyor, özellikle ağrılar baş gösteriyor ve kişi kendini iyi hissetmiyor. Hatta bazen vücutta hiçbir hastalık olmamasına, bütün tahlillerin düzgün çıkmasına rağmen kişi hasta oluyor. Kayropraktik uzmanı Dr. Ayşegül Öztürk’ün söylediklerine göre ise bu tablonun nedeni aşırı strese, elektrik yüküne ve enerji birikmesine bağlı olarak sisteminin tıkanması, fonksiyonunu yitirmesi ve çalışmaması. “Vücut kendini onarmaya, sistemde bir bozukluk olduğunda onu düzeltmeye programlanmıştır. Ancak sistem bozulabiliyor. Bizim amacımız ise sistemin kendi iç dengesini çalıştırmak, vücutta sıkışan ve sıkıntı yaratan enerjiyi düzenlemek, çalışmayan sistemi çalışır hale getirmek. Vücutta biriken enerjiyi boşalttığınız zaman bütün sistemler rahatlıyor, çalışmaya başlıyor ve kişinin sıkıntıları gidiyor. Elektriksel check-up yapıyoruz aslında” diyen Öztürk, vücuda aslında “rot-balans ayarı” yaptıklarına dikkat çekiyor. Bunun içinse kayropraktik tekniklerini ve akupunktur kullanıyor.
Peki nedir kayropraktik? Bu, eski Yunancadan geliyor ve “elle yapılan uygulamalar” anlamına geliyor; genellikle sinir sistemi, eklem ve omurgayla ilgili sıkıntılarda uygulanıyor…
Dr. Ayşegül Öztürk Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Yani doğu tıbbını batı tıbbıyla birleştirmiş aslında. Tıp fakültesini bitirdikten sonra Amerika’da kayropraktik ve akupunktur eğitimi almış. Pek çok ünlü isim de vücutlarındaki “tıkanıklıktan” kurtulmak için ona gidiyor. Gazeteci İclal Aydın ondan “hayatımı kurtaran kadın” olarak söz ediyor; işadamları, gazeteciler, sanatçılar, bakanlar “müdavimi” olmuş durumdalar adeta. Her ne kadar Dr. Öztürk bu isimleri sır gibi saklıyor olsa da aldığımız duyumlara göre İclal Aydın dışında Rahmi Koç ve Saba Tümer de şifayı onda arayanlar arasında…
Geçenlerde İclal Aydın sizden “Hayatımı kurtaran kadın” olarak söz etmişti…
Evet, ama İclal hanımın diyetisyeni var, besinine dikkat ediyor, spor yapıyor. Sağlıklı yaşamak için gereken şeyleri yapıyor. Tek başına benim ona müdahale etmem yeterli değil. Elimde sihirli bir değnek yok.
Siz neler yapıyorsunuz?
Elle birtakım uygulamalar. Ancak bu bir masaj değil. Çeşitli teknikler var. Bu, özellikle eklem ve omurga sağlığıyla ilgili bir yöntem. Yapı ve işlev birbiriyle bağlantılı çünkü. Bir insanın fiziksel yapısı da omurga. Omurganın içinde olan sinir sistemi, beyin ve hücreler arasındaki iletişimi sağlar. Eğer yapı bozuksa işletim de bozuluyor. İşletim bozuksa yapı da bozuluyor. Ana hedefimiz, sistemde beyin-hücre iletişimini artırmak. Vücut kendini onarmaya, sistemde bir bozukluk olduğunda onu düzeltmeye programlanmıştır. Amacımız sistemin bu kendi iç dengesini çalıştırmak. Kayropraktik uzmanı ilaç yazmaz. Ama ben doktor olduğum için gerektiğinde yazma yetkim var.
“Vücuttaki elektriği dokunarak hissediyorum”
Tedavi nasıl işliyor?
İltihabi hastalıklara, kanserlere ve ameliyat gerektiren hastalıklara bakmıyoruz. Bunun dışında her rahatsızlıkta yardımcı olabiliyoruz. Hastayı muayene ediyoruz, tahlillerine bakıyoruz. Nörolojik ve ortopedik testler yapıyoruz. Bizim elle ilgili duyularımız çok gelişiyor eğitimle. Elle yaptığımız muayenelerde derin dokulardaki kas kasılmalarını, sinir düğümlerini, boyun omurgasının hareket kısıtlılığı ve ağrısını tespit ediyoruz. Bize genellikle bel, baş, boyun ağrıları gibi iskelet sistemiyle ilgili ağrılarda başvuruluyor. Mide sorunları, migren, uykusuzluk gibi sorunlarla da gelen var. Baş ağrısını giderdiğimizde ise uykusuzluğunuz da geçiyor mesela. Hangi şikayetle giderseniz gidin sistemin bütününü etkiler kayropraktik.
Vücutta biriken ve sıkıntıya yol açan fazla elektrik nasıl boşalır?
Hastaya önce birtakım sorular soruyorum. Fiziksel, duygusal ve zihinsel travmaları araştırıyoruz. Sonra muayene başlıyor. Vücudun ön kısmında belli noktalar belli şeyler ifade eder. Hangi bölümde ne kadar sıkıntı olduğunu anlarız bu noktalarda. İnsanın vücudunda elektrik vardır.
Bu elektriği ben dokunarak hissediyorum, dokunarak dinliyorum vücudu. Dokunduğum bölgenin kas yapısının kasılı olup olmadığına bakıyorum. Vücuttaki bazı noktalarda birikir fazla elektrik. Bu da, bu noktalara bastırarak boşaltılır. Bazen bunun için akupunktur iğneleri de kullanıyorum. Sorun ne olursa olsun sistemde kasılma, kapanma ve tıkanma oluyor. Aşırı elektrik yükü vücudunuzdaki zayıf nokta neresiyse orayı etkiler. Bel, karın, mide, bağırsak kafa gibi. Uyku çok önemli. Uykuda vücut kendini yeniler. Uykusuzluk insanı hasta eder. Vücuda ayar yapıyorum aslında. Önce sinir sisteminin rahatlaması, sonra sindirim sisteminin düzenlenmesi, doğru beslenme ve dinlenme gerekiyor. Fazla elektrikten mutlaka arınmalı.
Size genelde kimler başvuruyor?
Yönetici, muhasebeci, avukat, bankacı, gazeteci, işadamı gibi pek çok meslekten hastam var. Bir yöneticiye bakmayı seviyorum. Düşünce yükü ağır bir yük. Stres içindeki bir yöneticiyi iyileştirdiğinizde altındaki 100 kişiyi de iyileştirmiş oluyorsunuz. Ayrıca deprem korkusu, uçak fobisi gibi sorunlarla ilgili de bize başvuruyorlar.
“Gerginseniz spor yapmayın. Deniz kenarında oturun, daha iyi”
“Çok gergin bir insan spor yapınca daha da gerilir. Stresli insanlar için 10-15 dakikalık yürüyüş yeterli. Bazen yüzme öneriyorum, bazen de gevşeme ve meditasyon. Zihni kapalı, karışık insanların deniz kenarında oturması ve denize bakması yararlı. Deniz karışık, siz karışıksınız, bütünleşirsiniz. Kafanızdaki odak noktanız değişir denize bakarsanız. Bir de bulut meditasyonu öneriyorum. Bulut hafiflik ifade eder, ona bakmak gerginliği giderir. Ağaç meditasyonu da yararlı. Ağacın sağlamlığı size güç verir. Sağlamlık hissi uyandırır. Rüzgarda dalları sallanır ama köke bir şey olmaz. Tabii ki bu işin felsefesini anlamadan ağaca, buluta bakmak işe yaramaz. Anlarsanız size
iyi gelir. Rahatlamak, iyileşmek istemelisiniz. ‘Besinleriniz ilacınızdır’ derler. Ama sinir sisteminiz iyi olmazsa istediğiniz besini alın, hazmetmezsiniz. Mutluluk ve huzur insanın içinde olan bir şey. Dışarıdan gelen bir şey değil. “
Dr. Öztürk’ün ev ödevleri: “İki günde bir tuzlu su ve sirke banyosu yapın”
1. Nefes egzersizleriyle stres atın: Yemek öncesi 1 dakika hızlı hızlı nefes alıp vermek stres attırır ve metabolizmayı hızlandırır.
2. Tuzlu su banyosu fazla elektriği giderir: Cilt ve sinir sistemi aynı tabakadan oluşuyor.
Bu yüzden cildinizi rahatlattığınızda sinir sistemi de rahatlıyor.
İki günde bir tuzlu suda 10 dakikalık banyo vücuttaki elektriği alır. Küvetin içine iki avuç marketten alacağınız iyotsuz tuz atın ve suya iki sıkımlık sirke de ekleyin.
3. Ayak banyosu sinirleri gevşetir: Ayaklar kafaya en uzak nokta olduğu için kafa ve sinirler daha iyi gevşer.
4. Kafanıza soğuk kompres koyun:
Kafa derisi hassas olan insanların stres altında başı ısınır, elektrik orada birikir. Soğuk kompres sıcaklığı, gerginliği alır.
5. Birikmiş enerji bakarak, yazarak
ve konuşarak boşalır:
Bir muma bakabilirsiniz. Sigara dumanını çektiği gibi, sıkıntınızı da çeker. Ayrıca duygularınızı bir kağıda yazıp, sonra yırtıp atabilirsiniz. Ya da bir yakınınızla konuşun. Sosyal, paylaşan insanların genellikle psikoloğa ihtiyacı olmuyor.
6. Sınav stresine karşı göz hareketleri beyni açar: Gözlerinizle
yukarı aşağıya, sağa sola, çapraz sağa sola üç kez, daha sonra da dairesel hareketler yapmak yararlı
